Dolar : Alış : 6.6903 / Satış : 6.7024
Euro : Alış : 7.2279 / Satış : 7.2409

HAVA DURUMU
hava durumu

konya14°CHafif Yağmur

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 44 Kategoride 1245 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

2011-2012 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SONUNDA EĞİTİMİN DURUMU

06 Haziran 2012 - 309 kez okunmuş
Ana Sayfa » Anasayfa»2011-2012 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SONUNDA EĞİTİMİN DURUMU
2011-2012 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SONUNDA EĞİTİMİN DURUMU

BASINA VE KAMUOYUNA
2011-2012 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SONUNDA EĞİTİMİN DURUMU

2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı bugün sona erdi. Ancak eğitim sisteminin, eğitim ve bilim çalışanlarının yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunlar, bu dönemde de artarak devam etmiştir.

Uygulanan Eğitim Politikaları Cumhuriyeti Tehdit Eder Hale Gelmiştir

2012-2013 Eğitim-Öğretim Yılı’nda başlaması düşünülen 4+4+4 eğitim uygulamasının en çok eleştiri alan yönü, çocukların okula başlama yaşının 72 aydan 60 aya indirilmesidir.

Zorunlu ilköğretime başlama yaşının bir yıl erkene alınması ve bunun sonucu olarak okulöncesi eğitimin zorunlu eğitimin dışına çıkarılması çocuğun gelişim ve eğitimine ilişkin bilimsel verilere uygun değildir.

Eğitim sistemimizi alt üst edecek, ulusumuza ve ülkemize hiçbir katkı sağlamayacak olan bu eğitim modeli sadece imam hatip ortaokullarının önünü açmış, Fatih projesini Kamu İhale Yasası’nın dışında bırakarak yandaşa rant sağlamıştır.

Kendi YÖK’ünü oluşturarak üniversiteleri teslim alan siyasi iktidar, üniversiteleri ise bilim üreten kurumlar olmaktan çıkararak adeta yüksek liselere dönüştürmüştür.

TÜBİTAK ve TÜBA gibi en üst düzey bilimsel kurumlar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlanarak, bakanlığın sıradan iki dairesi haline getirilmiştir. Böylece özerk yapılarına son verilerek bilimsel çalışmaların evrensel boyutta ve ölçütlerde yürütülmesi engellenmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın güdümüne girmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı’na nakil olan 5 personelden 1’i, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelmektedir. Siyasal iktidarın eğitimi dinselleştirmeye yönelik uygulamaları bununla da sınırlı değildir. Eğitim müfredatı ve okullardaki her türlü uygulamada bunu görmek mümkündür.

Bütçeden Eğitime Yeterli Pay Ayrılmıyor

Milli Eğitim Bakanlığı okullara yeterli ödenek ayırmadığı için, eğitim harcamalarının önemli bir bölümü öğrenci velilerinden bağış, kayıt parası gibi isimler altında karşılanmaya devam ediyor. Bu durum, Bakanlığın eğitime ilişkin ekonomik politikalarının başarısız olduğunun göstergesidir. Bakan Dinçer okullarımızın ihtiyaçlarının karşılanması doğrultusunda önlem almazken, okul idarecilerini soruşturmayla tehdit ederek popülist bir yaklaşım sergilemektedir.

Derslik ve Öğretmen Açığı Giderek Büyümektedir.

Sayın Bakan Dinçer’in “160 bin dersliğe ihtiyacımız vardı. Bu ihtiyacımız 173 bine çıktı” şeklindeki açıklaması da durumun vahametini göstermektedir.

Öğretmen İtibarsızlaştırılıyor

2011-2012 Eğitim-Öğretim yılı öğretmenlerimizin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı, mesleki onurlarıyla oynandığı bir yıl olmuştur.
Öğretmenlerimizin toplumsal statülerini hızla kaybettiği bir sürecin arkasından kurulan 61. hükümetin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in ilk açıklaması “Öğretmenler üç ay tatil yapıyor” şeklinde olmuştur. Bunu Başbakan’ın “Bir öğretmenin en düşük olanı 1624 lira alıyor. Haftada 15 saat karşılığı alıyor. Peki, düz bir memur ne kadar çalışıyor? 40 saat. Bir de tatili var. Yılda iki ay. Düz memurun tatili 20 gün. Bu haksızlık değil mi?” şeklindeki açıklaması izlemiştir. Yüz binlerce öğretmen paragöz, az çalışıp çok kazanan konumuna düşürülmeye çalışılmış, diğer kamu çalışanları öğretmenlere karşı kışkırtılmıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik ve sosyal statüsü en üst sıralarda olan eğitim çalışanları, AKP iktidarı döneminde açlık sınırına yakın bir ücrete mahkum edilmiştir. Açlık sınırı Nisan 2012’de 1298 TL olarak açıklanırken, bugün eğitim çalışanları ortalama 1600 TL almaktadır. Eğitim çalışanlarının ücretlerini iyileştirmekle yükümlü olan siyasal iktidarın Başbakan’ı ise öğretmenlerin aldığı ücretin fazlalığından, çalışma saatlerinin de azlığından şikâyet etmektedir.
Öte yandan AKP Hükümeti’nin “Eşit işe eşit ücret” adıyla çıkardığı 666 sayılı KHK ile daha çok üst düzey yöneticilere ek ödeme verilirken, öğretmen ve diğer eğitim-bilim çalışanları yok sayılmış; kamu çalışanları arasında açıkça ayrımcılık yapılmıştır. Öğretmenlerimizin yaşam koşulları, yapılan bu düzenlemelerle diğer kamu çalışanlarının gerisinde kalmıştır.
OECD ülkelerinde öğretmenlerin ortalama çalışma süresi 1652 saat iken, Sayın Bakanın ve Sayın Başbakan’ın en az çalışan ve en çok tatil yapan (!) meslek grubu diyerek aşağıladığı öğretmenlerimiz ortalama 1832 saat ile öğretmenlerin en fazla çalıştığı ülkedir.

İl İçi ve İller Arası Yer Değiştirme İsteyen Öğretmenler Unutulmuştur

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’ne göre, il içi ve iller arası yer değiştirme isteğinde bulunacak öğretmenlerin başvurularıyla ilgili Mayıs ayı içinde duyuru yapması gerekiyordu. Ancak tarihinin epeyce geçmesine karşın Bakanlık konuyla ilgili herhangi bir açıklama ve duyuru yayınlanmamıştır.
Yaşanan belirsizlik, il içi ve il dışı yer değiştirmek isteyen, planlarını da buna göre yapan öğretmenlerimizi mağdur etmiştir.

Eğitim Hızla Özelleştirilmektedir

Talim Terbiye Kurulu Yol Geçen Hanına Dönmüştür

Hizmetli ve Memurlar Köle Gibi Çalıştırılmaktadır

Okullarımızın önemli bir yükünü sırtlarında taşıyan hizmetli ve memurların yıllardır görev tanımları yapılmamıştır. Ortaçağ köle anlayışı ile okulun tüm angarya işlerini gerçekleştiren memur ve hizmetlilerin sorunlarına hiçbir çözüm getirilmemiştir.
Eğitim öğretim yılı başında verilen “Eğitime hazırlık ödeneği” her zaman üvey evlat muamelesi gören hizmetli ve memurlara verilmemektedir. Okullarda yeterli sayıda hizmetli ve memur olmaması nedeniyle iş yükleri oldukça fazladır. Hizmetli ve memur kadrosunda çalışanlar köle gibi günde yaklaşık 12 saat çalıştırılmalarına karşın ek ücret alamamaktadırlar.

LYS’ye Çeyrek Kala Öğrencilerimize Darbe Vuruldu

ÖSYM, üniversite giriş sınavına iki hafta kala sınav puanı hesaplamasında değişikliğe giderek yeni bir kaosun kapısını açtı.
ÖSYM’nin, ortaöğretim başarı puanını kaldırıp, öğrencinin çıplak diploma puanının 5 ile çarpılarak doğrudan ortaöğretim başarı puanına dönüştürmesi, öncelikle başarılı okullarımızdaki öğrencilerin bu okullardan ayrılmasına yol açacaktır.

Başbakan da Bakan da Sanata karşı

Okullarımızda resim, müzik gibi sanat derslerinin haftalık ders saatleri düşürülmüştür. Bir resim ya da müzik öğretmeni maaşını hak edebilmek için 3-4 okul gezmek durumunda bırakılmaktadır. Genel anlamda sanata değer vermeyen ve sanatı eğitimden dışlayan bir anlayış egemendir.

2011-2012 Eğitim-Öğretim yılı eğitim bakımından kaybedilmiş bir yıldır. Milli Eğitim Bakanlığı, uygulamalarıyla eğitimden, bilim ve pedagoji ile ulusal değerleri kapı dışarı etmiş, adeta Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir birim haline getirilmiştir.
Bakanından bürokratına kadar bankacı ve iktisatçılardan oluşan Milli Eğitim Bakanlığı ticari bir kuruluş mantığıyla yönetilmektedir.
Öğretmenleri yetersiz görerek hizmet içi eğitime almak isteyen bakanlığın, öncelikle kendi görev ve sorumluluklarını gözden geçirmesi gerekmektedir.
Çocuklarımız öğrenmeye değil, sınıf geçmeye ve evlerine zayıfsız bir karne götürmeye koşullanmış durumdalar. Dolayısıyla öğrencilerin karnelerindeki kırık notlar sadece kendilerine ait değil, eğitim sistemine ve Milli Eğitim Bakanlığı’na verilmiş notlardır. Bu nedenle kırık not bulunan karnelerin tamamı Sayın Bakan Ömer Dinçer’e aittir.

Şükrü BALUN

Konya Eğitim-İş Şube Başkanı

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar