Dolar : Alış : 5.7366 / Satış : 5.7470
Euro : Alış : 6.3547 / Satış : 6.3662

HAVA DURUMU
hava durumu

konya22°CAz Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 44 Kategoride 1211 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

2016-2017 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI YARIYIL DEĞERLENDİRME RAPORU

23 Ocak 2017 - 453 kez okunmuş
Ana Sayfa » Anasayfa»2016-2017 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI YARIYIL DEĞERLENDİRME RAPORU
2016-2017 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI YARIYIL DEĞERLENDİRME RAPORU

2016-2017 eğitim öğretim yılında, eğitim sisteminin, eğitim ve bilim emekçilerinin yıllardır birikerek artan sorunlarının daha da ağırlaşmasının yanı sıra, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulamaları nedeniyle geçmiş yıllardan farklı bir durum da söz konusudur.

Gerek ülkenin içinde bulunduğu durum, gerekse bundan doğrudan etkilenen eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu çok sayıda sorunun varlığına rağmen eğitim biliminin en temel ilkelerine aykırı düzenlemelerde ısrarını sürdüren Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimi niteliksizliğe, düzensizliğe ve kaosa sürükleyerek çocuklarımızın geleceği ile oynamaya devam etmiştir.

Kamu hizmetlerinin piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda dönüşümünün en önemli basamaklarından biri olan eğitimde yeniden yapılandırma ve muhafazakarlaştırma uygulamaları, hem Hükümet hem de MEB tarafından çıkarılan yasa ve yönetmelikler, OHAL’in ardından çıkarılan KHK’ler, eğitimde yaşanan sorunlara yenilerinin eklenmesine neden olmuştur. MEB tarafından son dönemde yapılan bazı değişiklikler ve uygulamalarla yüz binlerce öğrenci ve veli yine mağdur edilmiştir.

 

ÖĞRETMEN AÇIĞI ARTTI

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan elde ettiğimiz rakamlara göre, 30 bin 470 öğretmen meslekten çıkarıldı. 15 Temmuz öncesinde 65 bin civarında olan MEB’deki kadrolu öğretmen açığı, 15 Temmuz sonrasında iki katına çıkmıştır. Bu verilere göre okulların açılmasıyla yaklaşık 1 milyon 511 bin 200 öğrenci öğretmensiz kalmıştır. Bakanlık öğretmen açığı sorununun önemli bir bölümünü norm fazlası öğretmenlerle çözüleceğini belirtse de, norm fazlası öğretmenlerin büyük çoğunluğunun büyükşehirlerde çalışması nedeniyle bu yöntem hiçbir şekilde çözüm olamamıştır.

Bu tabloya rağmen Milli Eğitim Bakanlığı, kadrolu öğretmen atamasından vazgeçmiş “doğrudan torpil” anlamına gelen mülakata dayalı sözleşmeli öğretmen sistemini getirmiştir. Atamaların sözlü sınav ile yapılması ise milli eğitim sistemimiz için utanç verici bir uygulama olmuştur. Sözlü sınavda öğretmenlere yöneltilen sorular mülakatta aranan temel ölçütün yandaşlık olduğunu ortaya koymuştur.

 

DERS KİTAPLARI

Öğretmen açığının yarattığı sorunlara ek olarak, 18 milyon öğrenci ders kitabı olmadan eğitim öğretime başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm okullarda ders kitapları, yardımcı kaynak kitaplarla, okul ve sınıf kütüphanelerindeki öykü, roman gibi kitaplardan FETÖ bağlantılı yayınevlerinde basılanların toplatılmasını istemesinin ardından bazı derslerin kitaplarının dağıtımı yapılamadı. Öğrenciler ve öğretmenler “PDF” formatındaki kitaplardan yararlanmaya mahkum edildi.

CEMAATE AİT OKULLAR İMAM HATİPLERE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

AKP iktidarı döneminde, eğitimde piyasa merkezli işletmeci anlayışı yerleştirilmeye çalışılmış, birçoğu cemaat ve tarikatlara ait özel okullara yönelik doğrudan teşvik uygulamalarında ciddi adımlar atılarak kamusal eğitim alanı daraltılmıştır. AKP, kendi döneminde sayıları iki kat artan dershaneleri “paralelle mücadele” bahanesiyle özel okullara dönüşmeye zorlarken, devlet okullarına vermediği kaynağı, yandaş özel okullara peşkeş çekmiştir. Kamusal kaynaklar, eğitimin ticarileştirilmesi için özel sermayeye aktarılırken kamusal eğitimin niteliği düşürülmüştür.

Darbe girişiminin ardından ise kapatılan 1060 okulun yüzde 80’i, en fazla kontenjan açığı imam hatiplerde olmasına rağmen, imam hatip okuluna dönüştürüldü. Fen, Sosyal Bilimler, Güzel sanatlar Liseleri gibi okullara ihtiyaç olmasına rağmen bu okulların imam hatipe dönüştürülmesinin hiçbir pedagojik gerekçesi yoktur.

MEB’in 2015-2016 öğretim yılı verilerine göre Türkiye genelindeki bin 149 imam hatip lisesinde 677 bin 205 öğrenci, bin 961 İmam Hatip ortaokulunda ise 524 bin 295 olmak üzere 1 milyon 201 bin 500 öğrenci bulunmaktadır. Bu sayı, imam hatipe dönüştürülen cemaat okullarıyla birlikte bu eğitim öğretim yılında daha da artmıştır.

 

BÜTÇEDEN YİNE EĞİTİME PAY YOK

 

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi, okul, derslik, öğretmen ihtiyacı ve altyapı sorunlarına rağmen 2017 yılı için 85 milyar 49 milyon TL olarak belirlenmiştir. Yıllardır eğitime en çok pay ayırdığını iddia eden AKP Hükümeti, 2017 yılı için de sadece zorunlu harcamaları karşılayan bir bütçe hazırlayarak eğitim harcamalarının yükünü yine velilerin ve hayırsever vatandaşların sırtına yükleyecektir.

MEB bütçesinin büyük bölümü personel giderlerine (yüzde 79) ayrılmıştır. Mal ve hizmet alım giderlerinin payı yüzde 10, cari transferler yüzde 3, diğer giderler ise yüzde 8’dir.  OECD ülkelerinde milli gelirin ortalama yüzde 6’sı eğitime ayrılmaktayken, MEB’in 2017 bütçesinin milli gelire oranı sadece yüzde 3,54’tür. Öngörülen milli eğitim bütçesiyle parasız, nitelikli ve herkese eğitim anlayışının yaşama geçirilmesi mümkün değildir.

 

PİSA SONUÇLARI EĞİTİMDEKİ KÖTÜ GİDİŞATIN GÖSTERGESİ OLDU

 

6 Aralık 2016 tarihinde OECD tarafından 3 yılda bir düzenlenen PİSA sınavlarının sonuçları açıklanmıştır. PISA’nın 2015 sınavında Türkiye, 12 yıl önce aldığı puanların da altına düşmüş,  sıralamada, 70 ülke içinde fende 52’inci, matematikte 49’uncu, okumada 50’inci sırada yer almıştır.

Kamuoyunca ilk kez eğitim sistemimizin yeni ve farklı bir değerlendirme sonucu görülmüşçesine “Eğitimde Sınıfta Kaldık” “Eğitimde Kötü Tablo” “OECD’ de gerilerdeyiz” vb. başlıklarla eğitim sisteminin başarısızlığına vurgu yapılmıştır.

Oysa ki eğitim uzun erimli bir süreçtir. Eğitimin çıktıları en erken 15 yılda alınabilmektedir. Yani bugünün yetişenlerinin 15 yıl sonra üretimi gerçekleştirecek bir nesil olması beklenmektedir. Bugün gelinen noktanın bir tesadüfi sonuç olmadığı da beklenen bir gerçektir. Eğitimin çıktılarının çeşitli nedenleri vardır: eğitimin fiziki alt yapısı, tekli-ikili eğitim, öğretmen dağılımı, öğretmen yeterliliği vb. Eğitim bilimcilerce yetişmenin ve nitelikli eğitimin temel nedeninin öğretmen yetiştirme ve öğretmen eğitimi olduğu üzerinde uzlaşılan bir konudur. 1996-1997 yılında Refah-Yol koalisyon hükümetinin öğretmen istihdam politikası öğretmen niteliği ile ilgili bizlere acı bir deneyimi hatırlatmaktadır. O yıllar da 46.000 kişi mezuniyetlerine ve yetiştiği okullara, mesleki ve pedagojik formasyonlarına bakılmaksızın sadece başvuru yapmak koşuluyla öğretmen olarak istihdam edilmişlerdir. Öğretmen olarak atanan bu arkadaşlarımız yetiştirme ve tamamlayıcı eğitim adlı stajyerlik programları dışında hiçbir akademik öğretmenlik meslek bilgisi almadan “öğretmenlik özel bir ihtisas mesleğidir”   diye tanımlanan görevi 20 yıldır ifa etmektedirler. Bu değerlendirme sistemde olan arkadaşlarımızı bir suçlama değildir.

2005-2006 Eğitim-Öğretim yılında ise eğitim sisteminde yine köklü bir değişiklik yaşanmıştır. Müfredat değişmiş, yeni bir yöntem belirlenmiştir. Ailelerin çokça şikâyet ettiği bitişik el yazısı örneğinde olduğu gibi çocuklar zorlanmış, müfredatın verimliliği de bilimsel olarak sorgulanmamıştır. 10 yıldır uygulanan programın çıktıları ise bugün itibariyle 10. Sınıfta başka bir deyişle Lise 2. Sınıftadırlar. Uzlaşı sağlanmadan yapılan bilimsellikten uzak programın sonucu PİSA sınavıdır.

Eğitimin niteliğinde ki diğer bir kırılma anı da 4+4+4 düzenlemesidir. 1997-1998 yılında başlayan sekiz yıllık eğitimin sonuçlarının gerek ortaöğretimde gerekse mesleki teknik eğitimde ve kızların okullaşma oranlarında ciddi artışlar yaşanmışken sistemin değişmesi adeta bir domino etkisiyle sistemi tepeden tırnağa etkilemiştir. Hazırlığı, pilot uygulamaları ve alt yapısı hazırlanmadan hızla yapılan ve uygulamaya konulan bu sistemin acı sonuçları ilerleyen yıllarda daha çok görülecektir. PİSA’nın bir sonucu eğitime politik bakış açısıdır.

Eğitime kaynak ayırmak, fiziki alt yapıyı güçlendirmek elbette zorunluluktur. Ancak nitelikli bir eğitimi sunabilmek salt eğitme kaynak ayırmakla doğru orantılı değildir. Eğitime çok para ayırmak eğitimde başarıya götürür mantığı doğru olsa idi Sudi Arabistan, katar, Kuveyt, BAE vb gibi ülkelerin eğitimlerinin üst sıralarda olması gerekirdi. Önemli olan ne için ne miktarda kaynağı hangi amaç için ayıracağı ve harcanacağıdır.

Kamuoyunca PİSA sınavlarının sıcak gündemde yer almasına neden olan sonuçlarının sadece bugün karşılaştığımız ve geride kalacak sonuçları olarak değerlendirilmesi büyük hata olacaktır.

Türkiye 2015 yılı itibariyle 78 741 053 kişilik bir nüfusu barındırmaktadır. 21. Yüzyılın başında 2000 yılında nüfusun ortanca yaşı 24,8 iken, günümüzde ortanca yaş 31’dir. 16 yıllık zaman diliminde nüfusun ortanca yaşı 6,2 yıl artmıştır.

TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre cumhuriyetimizin 100. Yılı olan 2023 yılında 83 894 000 yurttaşımızın yaşayacağı ve ortanca nüfusun 34 olacağı varsayılmaktadır. 2015 yılı verilerine göre sadece 0-14 yaş grubunda 18 886 620 çocuğumuzun bulunduğu düşünüldüğünde insan gücünün eğitiminin önemi net bir şekilde anlaşılacaktır.

Bu ifadeyi 2002 yılında 15 yaşında PİSA sınavlarına giren öğrencilerin 14 yıl sonra bugün 29 yaşında olduğu gerçeği ortanca yaş ve altındaki nüfusun nitelikli bir şekilde eğitilmediğini ve işgücü piyasalarında yer aldığı düşünüldüğünde ekonomimizin geleceği konusunda da iyimser olmamak gerekir.

Eğitimin tüm bileşenlerinin, krizde olan eğitim sistemini büyük bir toplumsal uzlaşı ile yeniden ele alıp, akıl ve bilim temelli bir reformun gerçekleştirilmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Bu yapı ile devam edildiği sürece gelecek kuşakların daha da niteliksiz daha da vasıfsız olacağı aşikârdır.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar