Eğitim İş Konya Şubesi

BARINAMIYORUZ GEÇİNEMİYORUZ YAŞAYAMIYORUZ KONYA BÖLGE EYLEMİNİ GERÇEKLEŞTİRDİK

Sendika Haberleri

BARINAMIYORUZ GEÇİNEMİYORUZ YAŞAYAMIYORUZ KONYA BÖLGE EYLEMİNİ GERÇEKLEŞTİRDİK

Barınamıyoruz Geçinemiyoruz Yaşayamıyoruz başlığı ile başlattığımız eylemlilik süresince 4 Kasım 2023 Cumartesi Konya Bölge Eylemini, Genel Sekreterimiz Cengiz Sarıyer, Genel Mali Sekreterimiz Hüseyin Selçuk, Genel Örgütlenme Sekreterimiz İlhan Yaşar, bölge Şubelerimizin Başkan ve Yöneticileri, Konya Şube Başkanımız Bahattin Ertuğrul ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz Konfederasyonumuz Birleşik Kamu İş Genel Sekreteri Özgür Aras, Bölge Şubelerimizin Başkanları ve üyelerimizin katılımı ile gerçekleştirdik.

Sunuş konuşmasını Şube Başkanımız Bahattin Ertuğrul yaptı;

Sevgili eğitim emekçileri, bizimle dayanışma gösteren demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin sayın temsilcileri, kıymetli basın emekçileri, değerli halkımız;

24 Kasım Öğretmenler Günü’ne sayılı günler kaldı. Bizler için her zaman kıvancın ama iktidar sayesinde 20 yıldır aynı zamanda burukluğun günü olan öğretmenler gününde, kurtlarla avlananlar çobanla ağlayacak. Yılın 364 günü bizi, haklarımızı, itibarımızı, refahımızı hedef alanlar; yılın o bir gününde bizi övmek için sıraya girecekler.

Bu riyakarlık müsameresinde öğretmenlerin kendileri için ne kadar değerli olduğundan, bugüne dek öğretmenler için en büyük kazanımları kendilerinin sağladıklarından bahsedip ezberlerini konuşturacaklar. 

Mesleği ve ideali insan yetiştirmek gibi hayati bir faaliyet olan eğitim emekçilerinin alım gücünün nasıl yerle bir edildiğini anlatmayacaklar. Öğretmenin bankalara ya da şahıslara borçlanmadan ay sonunu getiremediğini; maaşının çok büyük bir kısmının ev kirası ve faturalarla eridiğini; öğretmenin eve başı önde, sınıfa kara kara düşünerek girer hale geldiğini anlatmayacaklar. 

Ama biz anlatacağız! Bize sefaleti ve itibarsızlığı dayatıp susacağımızı zannedenlere, mesleğimizin de gereği olarak DERS vereceğiz! Bazı seri sendikalar gibi haklarımızı Saray kapılarında fısıldayarak değil, meydanlarda gür sesimizle haykırarak, omuz omuza mücadele ederek kazanacağız!

Şahsım ve örgütüm adına, tüm eğitim emekçileri adına bugün buraya gelme, sesimizi daha gür duyurmamız için omuz verme iradesi gösteren sizlere yürekten teşekkür ediyorum.

Konuşmamı çok uzatmadan DERS zilini çalıyor ve sözü Konfederasyonumuz Birleşik Kamu İş Genel Sekreterimiz Özgür Aras'a veriyorum.

Genel Sekreterimiz Cengiz Sarıyer konuşmasında;

Bizler geleceğin mimarı, eğitimin asli unsuru eğitim emekçileriyiz. Birilerinin hiç dilinden düşürmediği o Yeni Türkiye’nin görmezden gelinenleri, sefalete itilenleri, itibarı ve hakları yok sayılanlarız. Ve bugün, bıçağın kemiğe dayanmakla kalmadığını artık kesmeye başladığını haykırmak, “geçinemiyoruz, barınamıyoruz, yaşayamıyoruz” demek için buradayız. 

İktidarın öncelikleri ile ülkenin ve yurttaşların ihtiyaçları arasındaki makas her geçen gün açılmakta, göz göre göre ekonomik buhrana sürüklenen ülkemiz, emekçiler için bir hayatta kalma yarışmasının platformuna dönüştürülmektedir. 

Memur ve memur emeklisinin 2024 ve 2025’te alacağı ücretlerin belirlendiği 7. Dönem Toplu sözleşmesi, ülkemizde her şey durmadan pahalanırken insan emeğinin günden güne ne kadar ucuzlaştırıldığının, kamu emekçisinin yöneticiler gözünde ne denli kıymetsiz olduğunun göstergesi olmuştur. 

TÜİK’in paralel evrendeki Türkiye’ye bakarak belirlediği enflasyon oranları, göstermelik görüşme masası, kapalı kapılar ardında toplantılar, sarı sendikaların mikrofonlar önünde dostlar muhalefette görsün tadında göstermelik itirazları, yapısı nedeniyle zaten adil olması beklenemeyecek olan Kamu Hakem Heyeti’nin devreye girmesi derken müzakere değil müsamere yapılmıştır ve perde, kamu emekçisine sefalet kararıyla kapanmıştır.

Sadece insanlık onuruna yakışır bir ücret değil, insanlık onuruna yaraşır koşullarda çalışma hakkımız da gasp edilmiştir. 

Çalışanların haklarının birer birer elinden alındığı, kamu çalışanlarının toplu sözleşme masalarında satıldığı bu süreçte, iktidar, Eylül ayında Orta Vadeli Program, 16 Ekim’de 12. Kalkınma Planı, en son 20 Ekim’de Merkezi Bütçe Kanun teklifini açıklamış ve yine emeği, emekçileri hedef almıştır.   

Artık insanlar günlük ihtiyaçlarını bile borçla karşılarken, Bakan Şimşek, enflasyonun “ücretlerdeki artış yüzünden arttığını” bunu önlemek için de hedeflenen enflasyona göre ücret artışı yapacaklarını söylemiştir. TÜİK’in rakamları dahi gerçek enflasyonu yansıtmazken hedeflenen enflasyona göre artış yapılacak olması, açlık sınırının altında ücretle yaşamaya mahkum edilen halkın elindeki avucundakine de göz dikilmesi anlamına gelmektedir. Düşük kredi faizleriyle yandaşlarına büyük kaynaklar aktaran iktidar, bunun yükünü enflasyonun sorumlusu değil, mağduru olan emekçiye, emekliye yani dar gelirli vatandaşın sırtına yüklemektedir.  

Okullarda çocuklarımız aç karnına ders dinlerken, musluklardan su içerken, okul kantinlerinde bir tost, bir ayran 50 lira olmuşken, okul yemeği kaldırılarak; emekli olmasına rağmen çalışmak zorunda kalan emeklilere ikramiye verilmeyerek tasarruf edilmeye çalışılmaktadır. Yanlış ekonomi politikalarının sonucu olan enflasyonu düşürmek için “programımıza destek verin” diyerek yine vatandaştan fedakarlık beklenmektedir.  

Tüm kamu emekçileri gibi; eğitim emekçileri geçinemiyor, haklarına kavuşamıyor, ailesinin ihtiyaçlarını gideremiyor, her ay borç batağına biraz daha batıyor, yanlış politikalar nedeniyle toplumda hak ettiği saygıyı göremiyor. 

Gerçek, iktidarın Öğretmenler Günlerinde ezbere söylediği süslü laflarda değil. Gerçek, MEB’in havuz medyasında tarif ettiği yalancı pembe tabloda değil. Nedir gerçek? Eve boynu bükük, derslere düşünceli girdiğimizdir. Nedir gerçek? Daha ayın ortasında ay sonunu kara kara düşünmeye başladığımızdır. Artık yaşanabilir bir emeklilik hayalinin bile bizden çalındığı, on yıllar boyunca insan yetiştirmiş eğitim emeklisinin emeklilikte bile çalışmak zorunda kaldığıdır gerçek. 

Bakın; “öğretmenler bizim zamanımızda kalkındı” diyen iktidarın söyledikleri ile gerçekler arasındaki farka bakın:

Konfederasyonumuz Birleşik Kamu-İş’in Ekim ayı için yaptığı araştırma ortaya koyuyor ki 4 kişilik bir aile için açlık sınırı geçen ayın neredeyse iki katı artış göstererek 15.420 liraya yükselmiştir. Yoksulluk sınırı ise 43 bin liraya ulaşmıştır. Üstelik bu rakamlara ülke genelinde ortalaması bile 8 bin lirayı bulan kiralar, seçim öncesi bulunduğu söylenen devasa rezervlere rağmen cep yakan doğalgaz fiyatları dahil değildir.

Peki işe yeni başlayan bir öğretmen ne kadar ücret alıyor: 22.820 TL. 

Bu ne demek, matematik bilmeyenlere, göz göre göre öğretmenin rahatı yerindeymiş gibi bir algı yaratanlara anlatalım: Sayısız öğrenci yetiştirip ülkenin geleceğine katkı sunsanız da devlete fedakarca hizmet etseniz de eğer kiralık bir evde oturuyorsanız 4 kişilik ailenizi açlık sınırının da altında bir ücretle geçindirmek zorundasınız. Bu ne demek, işe yeni başlayan bir öğretmenin nefes alması mümkün değil demek. Öğretmene lütufmuş gibi sunulan bu ücret zammı soğanın, tuvalet kağıdının, sıvı yağın aldığı zammın 3’te 1’i bile etmiyor demek.

Eğitim emekçileri borç içinde, borçla borç çeviremez halde. Nefes alamaz, yaşayamaz, yaşatamaz halde.

Gerçekler budur ve bu gerçekler değişmek zorundadır; Değiştireceğiz!

Bu duruma çözüm üretmekle yükümlü olan Milli Eğitim Bakanlığı ise tüm bunları beyaz önlük gibi dayatmalarla, yeni model mülakatlarla ve süslü açıklamalarla geçiştiriyor. Bakandan bakana çelişen açıklamalar yapan bir eğitim yönetimi ile karşı karşıyayız. 

Okulların tatil kararı için bile eğitimin bileşenlerine danışmayı bırakın, önceden haber vermeye bile zahmet etmeyen bir eğitim yönetimi kabul edilemez.

Eğitim, sadece eğitimcilerle verilebilecek dünyanın en kritik işlerinden biriyken okullara pedagoji bilmeyen ve kim olduğu bilinmeyen din adamlarını doldurmanın yöntemi olan ÇEDES gibi protokoller kabul edilemez.

Eğitimi daha da gericileştirmek için temel araç haline getirilen ve onlarca yardımcı kitapla bile yamanamayan müfredat ile ilgili özeleştiri vermek yerine hala tutarsız açıklamalar yapan bir eğitim yönetimi kabul edilemez. Öğrenciler eğitim göremiyor, eğitimciler yaşayamıyor; öyle bir eğitim atmosferi oluşturuldu ki tarikatlardan başka kimsenin yüzü gülemiyor. Bu kabul edilemez!

Ülkedeki bu ağır ekonomik şartlara, sosyal devlet icraatlarının azlığına rağmen bin bir zorlukla üniversite okumaya çalışan gençlerimize yeteri kadar barınacak yurt dahi yapmamak, bu yolla onları cezaevi hücresi gibi odalara, tarikat yuvalarına, potansiyel tabut olan asansörlere, kurtlu yemeklere mahkum etmek kabul edilemez.

Etmedik, etmiyoruz!

Eğitim-İş olarak bizleri sefalete sürükleyen TİS açıklanır açıklanmaz tepki göstermiş, okullarda ve işyerlerimizden seslenerek bu rezaleti kabul etmeyeceğimizi söylemiştik. 

15 Eylül’de yaptığımız bordro eylemlerinde, ülkenin geleceğinin mimarı olan eğitim emekçilerine verilen ücretlerin ne kadar trajikomik olduğunu belgeleriyle göstermiştik. Tüm illerde stantlar ve sembolik çadırlar kurarak, broşürler dağıtarak sesimizi duyurduk. 

Ülkenin her alanını olduğu gibi eğitimi de sarmalayan gerici, antidemokratik tavra karşı, mesleki onurumuza, demokratik hak ve taleplerimize, çocuklarımızın laik, bilimsel, demokratik, parasız ve eşit eğitim hakkına sahip çıkmak için mücadelemizi ve sesimizi büyütüyoruz. 

Dernek ve vakıf maskesi takan gerici yapılarla imzalanan protokollere; eğitim bilimine, pedagojiye, laik ve bilimsel eğitime taban tabana zıt, eğitim ve öğretim birliğine ve yasalarımıza açıkça aykırı olan ÇEDES ve benzeri projelere karşı “çocukları korumak vatanı korumaktır” şiarıyla hareket etmeye devam ediyoruz. Eğitime ve çocuklarımıza sahip çıkıyoruz.

Şimdi Kasım ayında eylemlerimizle hız verdik: İlk 3 gün işyerlerimize kokartlarla giderek halimizi de taleplerimizi de görünür kıldık. Artık bölge eylemleri yaparak yurdun dört bir yanında eğitim emekçilerine, demokratik kitle örgütlerine ve duyarlı yurttaşlara sesleniyoruz.

Bu eylemlilik sürecimizin en önemli 2 durağı ise 24 Kasım ve 25 Kasım olacaktır.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde, okullarımızda öğrencilerimizle olmak, tebrikleri almak yerine üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakacağız. Tüm illerde Atatürk heykellerinin, büstlerinin olduğu alanlarda Başöğretmenimize saygımızı sunacak ancak öğretmenliği ayaklar altına almaya çalışan yöneticilerin riyakarca tebriklerini reddedeceğiz. 

Eğitimi gerici ve piyasacı hale getiren, eğitim emekçisinin haklarına ve itibarına sistematik biçimde saldırılarda bulunan, yılın 364 günü eğitim emekçisini görmezden gelen yöneticilerin yılın bir günü sıralayacağı sahte övgülere karnımız tok. Hatta kuşa çevrilen alım gücümüz nedeniyle karnımızın tok olduğu tek alan da bu.

Bizim sahte övgülere değil hak ettiğimiz değeri görmeye, geçinebilmeye, barınabilmeye, nefes almaya ihtiyacımız var. 24 Kasım’da, yani bizim günümüzde, yurdun dört bir yanında bunu haykıracağız.

25 Kasım Cumartesi günü ise eylemliğimizin en önemli günü, eğitime ve eğitimciye yapılan hakaretlerin cevabı olacak.

Düzenleyeceğimiz büyük Ankara buluşmasında eğitim emekçisinin haksızlığa karşı nasıl tek yumruk olacağını göstereceğiz. Anıtkabir’e giderek Atamıza, Başöğretmenimize saygılarımızı sunacak, sonra alanlardan Başöğretmenin eğitim neferlerinin haksızlık karşısında nasıl tek yumruk olduğunu göstereceğiz.

Dünyada Başöğretmen unvanlı bir liderin kurduğu tek ülke olan Türkiye Cumhuriyeti, dünyada öğretmenlerin en kötü koşul ve ücretlerle çalıştığı bir emek cehennemine dönüştürülemez!

Haklarımız için, taleplerimizi sağır kulaklara işittirmek için, tıpkı öğrencilerimize öğrettiğimiz gibi haksızlık karşısında sessiz kalmayacağımızı vurgulamak için 25 Kasım’da başkentte buluşuyoruz.

Unutulmasın, eğitim sadece bir faaliyet değil her ülke için geleceğe uzanan en sağlam köprüdür. Eğitim emekçisi sadece bir meslek uzmanı değil, geleceğin mimarıdır. Dolayısıyla 25 Kasım’da Başkentte haykıracağımız gerçekler, sadece eğitim emekçisinin sorunları değil aynı zamanda memleket meselesidir.

Bu yüzden eğitim ve eğitim emekçisinin sorunlarına gözünü kapatmayan tüm siyasi partileri, tüm demokratik kitle örgütlerini ve ülkesi için iyi bir eğitim sistemi ve iyi bir gelecek düşleyen tüm yurttaşları 25 Kasım’da aramızda olmaya, mücadelemize omuz vermeye davet ediyoruz.

Eğitim emekçisinin nefes alamadığı bir düzende sağlıklı bir eğitim sistemi olamaz. Daha yeni kurulmuşken bile eğitimi, vatan müdafaasıyla aynı değerde gören Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet, ikinci yüzyılına eğitimi ve eğitimciyi bu kadar geri plana atmış şekilde giremez.

Gelin, birlikte değiştirelim!

 

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİ YOK SAYIYOR

Eğitim sistemimizi yıllardır sistematik olarak gericileştiren, piyasacılaştıran, niteliksizleştiren iktidar, yakın zamanda “milli”sini yok ettiği milli eğitim sistemimizde bu kez “eğitimi” de parçalamaya başlamıştır. Bunu da arka arkaya ortaya koyduğu iki taslakla, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli isimli müfredat taslağı ve daha önce Anayasa Mahkemesi’nden dönen Öğretmenlik Meslek Kanunu taslağı ile yapmaya çalışmaktadır. Bu taslaklar, laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşma, Atatürk ve Cumhuriyeti yok sayma, öğretmenin diplomasını geçersiz kılma ve öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştırma gibi tehlikeli adımları temsil ediyor.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli başlığı altında dayatılmaya çalışılan program, Bakan Tekin’in de itiraf ettiği üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hayalini gerçekleştirmek için hazırlanmıştır.  Ancak "Cumhuriyet sizden 'fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' nesiller ister." diyen Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde hem de 100. Kuruluş yılında Milli Eğitim programı olarak kabul edilemez. Kabul etmiyoruz! Sayın Tekin’e buradan sesleniyorum, Milli Eğitim Bakanlığı, bir parti başkanının seçimlerde taahhüt ettiği ideallerini gerçekleştirme yeri değil! Oturduğunuz o koltuk Cumhuriyet’le hesaplaşma yeri değil!

İçinde Atatürk’ün, Cumhuriyet’in, yurttaşlığın olmadığı, bilimdışı, çağdışı müfredatı; öğretmeni yok sayan, diplomasını geçersiz kılan meslek kanunu kabul etmiyoruz!

Bu müfredat, bizlerin ve ilerici kamuoyunun itirazlarına rağmen eğitimin belkemiğine yerleştirilmiştir. Dini derslerin artış gösterdiği, bilimsel derslerin geriletildiği, ülke tarihinin çarpıtılarak anlatıldığı, konu ve anlam sıralaması bile yanlış şekilde yapılan bu müfredat, bilimsellikten daha da uzak bir eğitimin başlangıç düğmesi olmuştur. İktidarın sorgulamayan nesiller yaratma gayreti bu müfredatta vücut bulmuştur.

Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden biri olan laiklik, eğitim sistemimizin de temel taşıdır. Eğitimimiz, Atatürk ilke ve devrimleri çerçevesinde her türlü dogmadan ve ideolojiden uzak, bilimsel gerçeklere dayalı olmalıdır. "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" isimli taslak ise laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşarak, belli bir ideolojinin dayatılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu taslak, eğitim sistemimizi geriletecek bir adımdır.  Öğrencilerimizi ezberci ve dogmatik bir eğitim sistemine mahkum edecek ve onları 21. yüzyılın bilgi ve becerilerine sahip bireyler olmaktan alıkoyacak bir adımdır.

Öğretmenlik Meslek Kanunu taslağı ise adeta öğretmenlik mesleğini yok sayıyor, öğretmenin diplomasını geçersiz kılıyor.

ÖMK yani Öğretmene mobbing kanunu! Öğretmenin adı var, fikri yok, değeri yok!

Diploması geçersiz kılınmak istenen tek meslek öğretmenlik! Üniversite mezuniyeti, uzmanlık belgesi olan diploması artık yok hükmünde!

Öğretmenleri, unvanlarla kategorize etmeye, eğitim barışını bozmaya devam!

Sınav yok ama Milli Eğitim Akademisi var! Muğlak ifadelerle idareye disiplin hükümleri üzerinden yetkiler var!

Özel okul öğretmenlerinin talepleri yok!

İktidar kendisini devletin sahibi yerine koyuyor!

Devlete alınacak memura, görevde kalmasına, yükselmesine ben karar veririm diyor!

Bu girişim AKP’nin kendi memurunu seçme yöntemidir! Anayasayı yok saymadır! Kamuda personel alımında, Anayasaya aykırı köklü bir değişikliktir! Yakın zamanda tüm bakanlıklarda bu uygulamalara başlamak niyetinde oldukları nettir!

Tekrar vurguluyoruz, siyasi iktidarlar devletin sahibi değildir! Atatürk'ün kurduğu ve Cumhuriyetin temel taşı olan laik ve bilimsel eğitim sistemi, bu taslaklar ile yok edilmek isteniyor. Öğretmenlik mesleği ise itibarsızlaştırılarak, eğitimdeki nitelik düşürülmeye çalışılıyor. Bu taslaklar, sadece eğitimi değil, tüm toplumu olumsuz etkileyecek ve Türkiye'nin geleceğini tehlikeye atacak adımlardır.

Bu taslaklara karşı sessiz kalmamalıyız. Laiklik ve bilimsel eğitimden taviz vermeden, Atatürk ve Cumhuriyeti savunarak, öğretmenlik mesleğinin saygınlığını korumak için hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Sesimizi yükseltelim, bu gerici adımları durduralım!

Eğitimde laiklik, bilimsellik ve öğretmenlik onuru için hep birlikte mücadeleye!

Atatürk'ün izinden yürümeye, Cumhuriyet değerlerini korumaya devam edelim! 

                                                                  Selçuk AKDENİZ

                                                              Eğitim İş Konya Şube Sekreteri

 

 

DEVAMI

ARTIK YETER! CAN KORKUSUYLA ÇALIŞMAK İSTEMİYORUZ! CAN GÜVENLİĞİMİZ SAĞLANSIN, GEREKLİ TEDBİRLER ALINSIN!

EĞİTİM-İŞ:

Millî Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidarın eğitim emekçilerine yönelik söylem ve yaklaşımları ile Öğretmenlik Meslek Kanunu üzerinden emeğimizin değersizleştirildiği, mesleğimizin itibarsızlaştırdığı koşullarda, savaşlarda bile hedef alınmayan eğitim emekçileri okullarda şiddetin hedefi olmaya devam etmektedir.

 

Önceki gün ömrünün büyük bölümünü eğitime ve öğrencilerine adamış olan bir meslektaşımızı hayattan ve öğrencilerinden koparan ne basit bir öfke krizi ne failin öğrenci oluşu ne de failin uyruğu ile ilgilidir. 

 

Bugüne kadar eğitimden sorumlu olanların yaptıkları açıklamalarda eğitimde yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak öğretmenleri göstermesi, CİMER uygulamasının bizlere karşı bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmenleri ve idarecileri veli/öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur. 

 

SUSMA! HAYKIR! ŞİDDETE HAYIR! / SUSMA! SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK!

 

AES:

Bu ülkede okulda öğretmen öldürüldü! Söz bitti! Şiddetin, cinayetin tek bir faili olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. 

 

Cinayetin arkasındaki zihniyet, bizleri ötekileştiren, her fırsatta tehdit ederek hedef haline getiren, mesleğimizin itibarını ayaklar altına alanlardır. "Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür." 

 

Öğretmenler, toplumun temel taşlarını döşeyen, gelecek nesilleri yetiştiren ve aydınlık bir geleceğe rehberlik eden mimarlardır. Öğretmene yapılan her saldırı, tüm topluma ve ülkenin geleceğine yapılmış bir saldırıdır. Unutmayalım ki, eğitimsiz bir toplum, karanlığa mahkumdur. 

 

ŞİDDETE CEZA, ÖĞRETMENE GÜVENCE!  / KADER DEĞİL, BU BİR CİNAYET!

 

EĞİTİM-SEN:

Buradan Milli Eğitim Bakanı’na soruyoruz; 

  • Okulda şiddeti önlemek için daha kaç eğitim emekçisinin can vermesi gerekiyor?

 

  • İktidarın ve MEB’in plansızlığı nedeniyle okullarımız güvenlik açısından ciddi risk altındadır.  Okullarımızdaki güvenlik açığının faturasını canımızla mı ödeyeceğiz?  

 

Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Her suç gibi bu suçun da azmettiricileri olduğunu biliyor ve onları çok iyi tanıyoruz.

 

-Daha önce defalarca yaşadığımız cinayetler gibi bu son bu cinayetin de azmettiricileri;  öğretmenler çalışmıyor gibi yanlış bir algıyı toplumda yaymaya çalışanlardır. 

 

- Bizleri bugün okullarımızda açık hedef haline getirenler;  liyakatsiz şekilde atandıkları koltukları bir hükümdarlık alanı gibi kullananlar, her fırsatta bizleri aşağılamaya çalışan mülki amirlerdir. Öğretmenliğin aynı zamanda bir uzmanlık mesleği olduğunu görmezden gelenlerdir. Okullarda şiddeti körükleyenler; eğitime dair eleştiri ve önerilerimize yıllardır kulak tıkamakta ısrar edenlerdir.

 

- Bizleri hedef haline getirenler; her fırsatta emeğimizi küçümseyenler, mesleğimizi itibarsızlaştıranlardır. 

SUSMA! HAYKIR! ŞİDDETE HAYIR!  /   SORUNLARIN SEBEBİ, EĞİTİM SİSTEMİ!

 

HES:

Bugün eğitim emekçilerinin canlarından endişe ederek okula gidiyor olması işte bunların eseridir. Bunun için atılması gereken ilk adım bu zihniyetin kökten değişmesidir.

 

  • Okullardaki şiddetin arkasındaki nedenler ortaya çıkarılmalı,  eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanmalıdır.

 

  • Okulda şiddetin son bulması için MEB’i acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırıyoruz.

 

  • Okullarda yaşanan şiddet olaylarındaki korkutucu tırmanışı engellemek için bir an önce eğitimde şiddet yasası çıkarılmalıdır. 

 

  • Eğitim kurumlarının tümünde, şiddetle mücadele etmek için alınması gereken somut önlemleri, ne yapılacağını ve nasıl önleneceğini gösteren bir eylem planı hazırlanmalıdır.

 

  • Failler toplumun vicdanını rahatlatacak ve yeni olaylar açısından caydırıcı olacak şekilde cezalandırılmalıdır. 

 

  • Özel ya da devlet okulu fark etmeksizin, derhal tüm okulların güvenliği sağlanmalıdır. 

 

  • Ahlak bekçiliğine soyunan RTÜK’ün toplumsal şiddeti başlıca gündemi haline getirip, mafya ve suç temalı TV yapımlarını denetlemesi sağlanmalıdır.

 

  • İçine bin bir tane gereksiz ve hatta zararlı içeriklerle doldurulan müfredat yerine şiddetin çağdışı ve yanlış olduğunu öğreten, toplumsal yaşam dersleri içeren öğretim programları hazırlanmalıdır. 

 

Kendimizin ve öğrencilerimizin canından endişe ederek okula gitmek istemiyor, can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz!

 

ARTIK YETER! CAN KORKUSUYLA ÇALIŞMAK İSTEMİYORUZ!

 

 

GÜVENLİ EĞİTİM, GÜVENLİ GELECEK!

SUSMA! HAYKIR! ŞİDDETE HAYIR!

SORUNLARIN SEBEBİ, EĞİTİM SİSTEMİ!

ŞİDDETE CEZA, ÖĞRETMENE GÜVENCE!

İTİBARSIZ, GÜVENCESİZ ÖMK'YA HAYIR!

 

DEVAMI

Başkanımız

Etkinlik Takvimi

Foto Galeri

  • EĞİTİMDE ŞİDDETE HAYIR EYLEMİ-10 MAYIS 2024
  • 10 KASIM 2023
  • CUMHURİYET BALOMUZ YOĞUN KATILIMLA GERÇEKLEŞTİ

Videolar

  • 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ FİLMİ
  • Eğitim İş 10. Yıl Filmi
  • KURULUŞUMUZUN 9. YILINI KUTLUYORUZ
  • Eğitim-İş Sinevizyon Şubat – 2013